Masallar

Bir Elmanın Peşinde Koşan Meraklı Sincap

Bir Elmanın Peşinde Koşan Meraklı Sincap

Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın en derin yerinde, yemyeşil ağaçların arasında, minik bir sincap yaşarmış. Bu sincabın adı Pıtırcık’mış. Pıtırcık, diğer sincaplardan biraz daha farklıymış. O, sadece fındık toplamakla yetinmez, her şeyi merak edermiş. Bir gün, hafif bir rüzgar eserken, ağaçların dalları arasında kırmızı bir şey görmüş. Bu, ormanda daha önce hiç görmediği bir şeymiş. Pırıl pırıl parlıyormuş ve tam bir elma şeklindeymiş. Pıtırcık, hemen o kırmızı şeye doğru koşmaya başlamış.

Minik sincap, dallardan dallara atlarken kalbi küt küt atıyormuş. Koştukça o kırmızı şey daha da belirginleşmiş. Meğer bu, ağacın en tepesinde sallanan kocaman bir elmaymış. Elma o kadar güzelmiş ki, güneş ışığı vurdukça adeta bir mücevher gibi ışıldıyormuş. Pıtırcık, hemen elmayı koparmak istemiş. Ama ağacın gövdesi çok kalınmış ve dalları çok yüksekteymiş. Pıtırcık, bir an için ne yapacağını bilememiş. Etrafına bakınmış. Belki bir arkadaşı ona yardım edebilirmiş diye düşünmüş.

Tam o sırada, yan taraftaki çalılıkların arasından minik bir fare çıkmış. Farenin adı Fıstık’mış. Fıstık, Pıtırcık’ın telaşını görünce sormuş: ‘Neye bu kadar meraklandın Pıtırcık?’ Pıtırcık, parmağıyla yukarıyı göstererek, ‘Şu kırmızı elmayı görüyor musun? Onu çok istiyorum ama alamıyorum,’ demiş. Fıstık, başını kaldırıp elmaya bakmış. Gerçekten de çok güzelmiş. Fıstık, ‘Belki birlikte bir yol bulabiliriz,’ diye fısıldamış. İki arkadaş, elmaya ulaşmak için bir plan yapmaya başlamış.

Önce ağacın etrafında dolaşmışlar. Gövdede küçük oyuklar varmış. Pıtırcık, bu oyuklara tırmanmayı denemiş ama patileri kayıyormuş. Sonra Fıstık, bir fikir bulmuş. ‘Senin kuyruğun çok kabarık ve güçlü. Onu bir yay gibi kullanıp zıplayabilir misin?’ demiş. Pıtırcık, bu fikri çok mantıklı bulmuş. Geriye doğru birkaç adım atmış. Sonra hızla ileri fırlamış ve kuyruğunu bir yay gibi kullanarak havaya sıçramış. Ama dallar hâlâ çok yüksekteymiş. Pıtırcık, aşağıya yumuşak bir şekilde düşmüş. ‘Olmadı,’ demiş üzgün bir sesle.

Fıstık, onu teselli etmeye çalışmış. ‘Üzülme, belki başka bir yol vardır. Mesela bir ip bulabiliriz,’ demiş. Ormanda uzun bir sarmaşık aramaya koyulmuşlar. Biraz ileride, bir kayadan sarkan kalın bir sarmaşık bulmuşlar. Sarmaşığı koparıp ağacın altına getirmişler. Pıtırcık, sarmaşığı dişleriyle sıkıca tutmuş ve ağaca tırmanmaya başlamış. Her adımda daha da yükseliyormuş. Fıstık aşağıdan heyecanla onu izliyormuş. Pıtırcık, en sonunda elmaya uzandığında, patileri titriyormuş. Elmayı yavaşça koparmış. Elma o kadar ağırmış ki, neredeyse düşürecekmiş. Ama dengesini sağlamayı başarmış.

Pıtırcık, elmayla birlikte aşağıya inmeye başlamış. Yere indiğinde, Fıstık sevinçle zıplamış. ‘Başardın Pıtırcık!’ diye bağırmış. Pıtırcık, elmayı dikkatle yere koymuş. İkisi de elmanın güzelliğine hayran kalmış. Ama Pıtırcık, birden bir şey fark etmiş. Elma çok büyüktü. Onu tek başına yiyemezdi. Belki de bu elma, paylaşmak içindi. Pıtırcık, Fıstık’a dönüp, ‘Haydi bu güzel elmayı birlikte yiyelim,’ demiş. Fıstık, mutlulukla başını sallamış. İki arkadaş, elmayı ortadan ikiye bölmüşler ve afiyetle yemişler. O günden sonra Pıtırcık, her merak ettiği şeyi tek başına yapmaya çalışmak yerine, arkadaşlarına danışmanın ve onlarla paylaşmanın daha güzel olduğunu anlamış.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu