Duru’nun Ay Işığında Dans Eden Yıldızları


Bir varmış bir yokmuş. Gecenin en sessiz saatinde, Duru’nun odasında ay ışığı dans edermiş. Küçük Duru, her gece olduğu gibi yatağına uzanmış ama gözlerini kapatamamış. Perdelerin arasından süzülen gümüş rengi bir ışık, duvarda yavaşça kayıyormuş. Duru bu ışığın peşine takılmaya karar vermiş.
Parmak uçlarında yere basarak pencereye yaklaşmış. Dışarıda her şey sessizmiş. Ama gökyüzü öyle canlıymış ki. Yıldızlar sanki bir şarkı söylüyor gibi hafifçe titriyormuş. İşte o anda, bir yıldız kaymış. Ama bu sıradan bir yıldız değilmiş. Duru’nun avucuna düşen bu yıldız, sıcacık ve yumuşacıkmış. Küçük bir ışık topu gibi parlayan yıldız, Duru’ya gülümsemiş.
“Merhaba Duru,” demiş yıldız. “Benim adım Pırıltı. Ay ışığının dans ettiği yerde kayboldum. Eve dönmeme yardım eder misin?” Duru heyecanla başını sallamış. Pırıltı’yı avucuna alıp bahçeye çıkmış. Bahçede çiçekler uyuyor, ağaçlar hafif hafif sallanıyormuş. Duru yıldızı yukarı kaldırmış ve ona yol göstermeye çalışmış. Ama Pırıltı üzgün bir sesle, “Gökyüzü çok yüksek, ben çok küçüğüm,” demiş.
Duru bir an durup düşünmüş. Sonra aklına bir fikir gelmiş. “Seni ay ışığının üzerinde dans ettirelim,” demiş. Elindeki yıldızı yavaşça ayın önüne tutmuş. Pırıltı birden parlamış ve bir dansçı gibi dönmeye başlamış. Her dönüşünde minik ışık tozları saçılıyormuş. Bu tozlar diğer yıldızları uyandırmış. Gökyüzünde birer birer ışıklar yanmış. Pırıltı neşeyle yükselmiş ve arkadaşlarına katılmış.
Duru o geceyi hiç unutmamış. Her gece pencereden baktığında, en parlak yıldızın Pırıltı olduğunu bilirmiş. Ve Pırıltı, Duru’ya her zaman göz kırparmış.



