Dalgaların İçinde Saklı Deniz Kabuklarının Sırrı


Bir varmış bir yokmuş. Denizlerin en mavisiyle dans eden bir koy varmış. Bu koyun kıyısında minik bir kız çocuğu yaşarmış. Adı Ada’ymış. Ada her gün sahile iner, dalgaların getirdiği hediyelere bakarmış. Bir gün dalgalar, her zamankinden farklı bir kabuk bırakmış kuma. Bu kabuk, üzerinde minik mor benekler olan, ışıl ışıl bir sedef kabuğuymuş.
Ada kabuğu alıp kulağına götürmüş. Derin bir uğultu duymuş. Sanki içinde bir fısıltı varmış. “Acaba bu kabuk bana ne anlatmak istiyor?” diye düşünmüş. Koşarak evine gitmiş ve kabuğu yastığının altına koymuş. O gece rüyasında, kabuğun içinde yaşayan minik bir deniz atı görmüş. Deniz atı ona, “Bu kabuk, okyanusun en derin noktasından geliyor,” demiş. “Orada mercanlardan saraylar var, yosunlardan ormanlar var.”
Ada ertesi sabah heyecanla uyanmış. Hemen sahile koşmuş. Bu sefer dalgalar ona parlak yeşil bir yosun parçası getirmiş. Yosunu eline aldığında, parmaklarının arasında kaybolup giden küçük bir yengeç görmüş. Ada, deniz kabuklarının sadece birer süs olmadığını anlamış. Her birinin kendine ait bir hikayesi varmış. Kabuklar, dalgaların dilini konuşurmuş. Rüzgarın fısıltısını taşırmış.
Günler geçtikçe Ada, sahilde bulduğu her kabuğu daha dikkatli incelemeye başlamış. Bir tanesinin içi pembe bir aynaymış gibi parlıyormuş. Bir diğeri ise spiral şekliyle bir labirenti andırıyormuş. Ada, bu kabukların aslında deniz altındaki canlıların evleri olduğunu öğrenmiş. Her bir kabuk, bir salyangozun, bir midyenin ya da bir istiridyenin yıllar süren yolculuğunun izlerini taşırmış. O gün Ada, denizlerin derinliklerine olan sevgisini hiç kaybetmemiş.



