Güneşin Sıcacık Gülümsemesiyle Uyanan Çiçekler


Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın en güzel köşesinde, rengârenk çiçeklerin açtığı küçük bir çayır varmış. Bu çayırda her sabah, güneşin sıcacık gülümsemesiyle uyanan bir sürü çiçek yaşarmış. En önde, kıpkırmızı gelincikler başlarını kaldırır, arkalarında sarı papatyalar gözlerini ovuştururmuş. Ama içlerinde en küçüğü, adı Mavi Boncuk olan bir menekşeymiş. O, diğer çiçekler kadar boylu değilmiş. Yaprakları minik, rengi ise gökyüzü kadar duruymuş.
Mavi Boncuk her sabah, “Keşke ben de onlar kadar uzun olsaydım” diye iç geçirirmiş. Güneşin ışıkları önce büyük çiçeklere dokunur, sonra ona ancak birkaç damla ışık düşermiş. Bir gün yanındaki uzun boylu sarı lale, “Üzülme küçük dostum,” demiş. “Senin rengin en güzeli. Ama niye hep böyle mahzunsun?” Mavi Boncuk başını eğmiş. “Güneş yüzümü tam görmüyor sanki” demiş. Lale gülümsemiş. “Bekle ve gör,” demiş. O gece rüzgâr hafif hafif esmiş, yıldızlar pırıl pırıl parlamış.
Ertesi sabah, güneş doğarken bir mucize olmuş. Güneşin ilk ışıkları, tam olarak Mavi Boncuk’un üzerine düşmüş. Işık o kadar sıcak ve parlaktı ki, Mavi Boncuk’un yaprakları adeta gümüş gibi parlamış. O anda anlamış ki, aslında her çiçeğin bir anı varmış. Uzun boylu olmak gerekmiyormuş. Bazen en küçük çiçek, en derin güzelliği taşırmış. O günden sonra Mavi Boncuk artık üzülmezmiş. Güneşin sıcacık gülümsemesiyle uyanır, kendi minik ama eşsiz ışığıyla çayıra neşe katarmış. Diğer çiçekler de onu çok sever, her sabah ona “Günaydın küçük yıldız” derlermiş. Ve böylece, o minik menekşe, ormanın en mutlu çiçeği olmuş.



