Küçük Bir Fidanın Rüzgarla Dostluğu


Bir zamanlar, yemyeşil bir ormanın kenarında, minicik bir fidan yaşarmış. Adı Minnak’mış. O kadar küçükmüş ki, diğer ağaçların gölgesinde neredeyse kayboluyormuş. Minnak’ın en büyük korkusu rüzgarmış. Rüzgar estiğinde, incecik gövdesi sallanır, yaprakları titrermiş. “Ne kadar kaba ve korkutucu bir şey,” diye fısıldarmış kendi kendine. Geceleri uyumaya çalışırken, rüzgarın uğultusunu duyunca minik köklerini daha da sıkı tutunurmuş toprağa.
Bir sabah, güneş doğarken hafif bir esinti başlamış. Bu esinti Minnak’ın yapraklarına dokunmuş. Önceki günlerin sert rüzgarı gibi değilmiş bu. Daha yumuşak, daha nazikmiş. Esinti, Minnak’ın en tepedeki yaprağına fısıldamış: “Merhaba küçük fidan. Neden bu kadar üzgünsün?” Minnak şaşırmış. Bir rüzgarın onunla konuştuğunu duymamış hiç. “Sen korkutucusun,” demiş Minnak çekinerek. “Beni sallıyor, düşürecekmişim gibi oluyor.”
Rüzgar, yani adı Rüzgâr olan bu dost, kıkırdamış. “Ben seni düşürmek için değil, güçlendirmek için esiyorum,” demiş. “Her estiğimde köklerin biraz daha derine iniyor, gövden biraz daha sağlamlaşıyor.” Minnak bunu hiç duymamış. Rüzgâr, ona en sevdiği şarkıyı söylemeyi teklif etmiş. Yapraklarının arasında dolaşarak tatlı bir melodi çıkarmış. Minnak bu sese hayran kalmış. Artık rüzgar geldiğinde korkmuyor, tam tersine onunla dans etmek için sabırsızlanıyormuş. Zamanla Minnak’ın gövdesi kalınlaşmış, dalları güçlenmiş. Rüzgâr’ın her ziyareti onu biraz daha büyütüyormuş.
Artık Minnak, ormanın en güzel dans eden fidanıymış. Rüzgâr estiğinde diğer ağaçlara taşan bir neşeyle salınırmış. Korktuğu şeyin aslında en iyi dostu olduğunu anlamış. Her akşamüstü, güneş batarken Rüzgâr’ı bekler, yapraklarını onun için hazır tutarmış. Ve Rüzgâr da gelir, onunla oynar, ona büyümesi için güç verirmiş. Minnak, dostluğun bazen en beklenmedik yerlerde, hatta bir esintinin içinde bile saklı olabileceğini öğrenmiş.



