Ayaküstü Şarkı Söyleyen Minik Kuş


Bir varmış bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın kenarında, küçük bir çalılığın içinde minicik bir kuş yaşarmış. Bu kuşun tüyleri güneş ışığı gibi sarı, gagası ise bir fındık tanesi kadar ufacıkmış. Ama onu herkesten farklı kılan bir marifeti varmış. Ayaklarının üzerinde dimdik durarak şarkı söyleyebiliyormuş. Diğer kuşlar hep bir dala konup öterken, o yerde zıplayıp durur ve cıvıldarmış.
Bir gün, minik kuş ormanda dolaşırken yaşlı bir kaplumbağaya rastlamış. Kaplumbağa ağır ağır yürüyor, bir yandan da derin derin iç çekiyormuş. Minik kuş hemen yanına gitmiş. “Merhaba kaplumbağa amca,” demiş. “Neden bu kadar üzgünsün?” Kaplumbağa durmuş ve gözlerini kocaman açmış. “Ah, küçük dostum,” demiş. “Gökyüzü o kadar mavi ki. Ama ben o maviliği bir türlü yakalayamıyorum. Boynum kısa, hızım yavaş. Kuşlar gibi uçup şarkı söyleyemem ki.”
Minik kuş, kaplumbağanın bu sözlerine çok üzülmüş. Bir an durup düşünmüş. Sonra gözleri parlamış. Hemen ayaklarının üzerinde dikilmiş, kanatlarını iki yana açmış ve tatlı tatlı şarkı söylemeye başlamış. O sarı tüyler güneşte pırıl pırıl parlıyormuş. Kaplumbağa önce şaşırmış, sonra yavaşça bir gülümseme yayılmış yüzüne. “Ne güzel bir ses,” demiş. “Hem de yerde, benim yanımda. Bu kadar yakından hiç kuş şarkısı dinlememiştim.”
Minik kuş, gün boyu kaplumbağa için şarkı söylemiş. Bazen neşeli bir ezgi, bazen de rüzgarın fısıltısı gibi yumuşak bir melodi. Kaplumbağa artık kendini yalnız hissetmiyormuş. O günden sonra, her sabah minik kuş gelip ayaküstü şarkı söyler, kaplumbağa da onu dinlermiş. Böylece ormanın en güzel dostluğu başlamış.



