Mert’in Altın Kanatlı Kuşu Göklerde Uçuyor


Bir zamanlar, şehrin kenarındaki küçük bir evde Mert adında bir çocuk yaşardı. Mert’in en sevdiği şey, babasının ona hediye ettiği altın kanatlı kuştu. Bu kuş, kanatları güneş ışığında pırıl pırıl parlayan, minik ve sevimli bir oyuncaktı. Mert her gece yatmadan önce onu eline alır, odasının penceresinden gökyüzüne doğru tutardı. Kuşun kanatlarındaki altın yansımalar tavanda dans eder, sanki ona bir sır fısıldardı. Bir akşam, hafif bir rüzgar pencereyi araladı ve altın kanatlı kuş, Mert’in parmaklarının arasından süzülüp dışarı çıktı. Mert önce çok üzüldü, gözleri doldu. Ama sonra kuşun rüzgarda süzülüşünü izlerken içinde garip bir heyecan hissetti. “Belki de uçmak istemiştir,” diye düşündü. O gece, gökyüzünde kaybolan altın bir ışıltı gördü. Kuşu geri almak için değil, onun özgürlüğüne eşlik etmek için bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Bu karar, onu bilmediği diyarlara, konuşan hayvanların ve büyülü ormanların olduğu bir maceraya sürükleyecekti.
Mert, ertesi sabah erkenden yola koyuldu. Yanına sadece bir parça ekmek ve küçük bir şişe su aldı. Ormanın kıyısında, dalların arasında altın bir tüy buldu. Tüy, güneş vurdukça sıcacık bir ışık yayıyordu. Mert tüyü cebine koydu ve yürümeye başladı. Ormanın derinliklerinde bir pınarın başında yaşlı bir kaplumbağa gördü. Kaplumbağa, Mert’e gülümseyerek, “Altın kuşu arıyorsun, değil mi?” dedi. Mert şaşkınlıkla başını salladı. Kaplumbağa, “O kuş, gökyüzünün en yüksek katmanında yuva yapar. Ama ona ulaşmak için korkularını geride bırakmalısın,” diye ekledi. Mert, bu sözleri düşünürken ayağının altında yumuşak bir yosun hissetti. Her adımda ormanın sesleri değişiyor, kuşlar farklı şarkılar söylüyordu. Bir süre sonra, karşısına nehir çıktı. Nehir öyle hızlı akıyordu ki Mert cesaret edemedi. Tam geri dönecekken, altın tüy cebinde hafifçe ısındı. Bu sıcaklık ona güç verdi. Derin bir nefes aldı ve suya adım attı. Soğuk su bacaklarını sardı ama o yürümeye devam etti. Karşı kıyıya vardığında, ıslak ama mutluydu. İşte o an, gökyüzünde bir altın parıltı gördü. Kuşu bulmaya çok yaklaştığını hissetti.
Nehrin ötesinde, çiçeklerle kaplı bir tepe vardı. Tepede, dalları gümüş yapraklarla süslü bir ağaç duruyordu. Ağacın en yüksek dalında, altın kanatlı kuş tünemişti. Mert, kuşu görünce kalbi hızla çarptı. Ama kuş, ona doğru uçmadı. Bunun yerine, gagasında küçük bir tohum tutuyordu. Tohumu Mert’in avucuna bıraktı ve havalandı. Mert tohumu toprağa ekti. Birkaç gün içinde tohum filizlendi ve kocaman bir ayçiçeğine dönüştü. Çiçeğin ortasında, minik bir not vardı: “Her sabah güneşe dön. Ben de orada olacağım.” Mert, o günden sonra her sabah ayçiçeğine baktı. Ve gerçekten de, gökyüzünde altın bir nokta belirirdi. Kuş, ona her zaman göz kulak oluyordu. Artık Mert, altın kanatlı kuşun uçmasına izin vermenin, onu sevmenin en güzel yolu olduğunu biliyordu.



