Masallar

Masal Dağının Zirvesinde Bulut Şehri

Masal Dağının Zirvesinde Bulut Şehri

Bir zamanlar, dünyanın en yüksek dağlarından birinin zirvesinde, Masal Dağı’nın Bulut Şehri vardı. Bu şehir, adı gibi masalsıydı. Evler bembeyaz bulutlardan yapılmıştı ve her sabah güneş ışıkları bu bulutların arasından süzülürdü. Şehrin ortasında, gökkuşağının tüm renkleriyle parlayan bir çeşme akardı. Bu çeşmenin suyu, içen herkese tatlı bir uyku getirirdi. Ama şehirde en çok sevilen şey, oyuncak bir ayıydı. Bu ayının adı Pofuduk’tu. Pofuduk, her gece çocukların rüyalarına girerdi. Onlara bulutlardan köprüler, yıldızlardan salıncaklar kurardı.

Bir akşam, Bulut Şehri’ne yeni bir misafir geldi. Bu misafir, Küçük Ela adında bir kızdı. Ela, dağın eteklerinde yaşayan bir ailenin kızıydı. O gün, babasıyla birlikte dağa çıkmış ama yolda bir an dalgınlıkla onu kaybetmişti. Ela, korkmuş ve yalnız hissetmişti. Ama birden, bir bulut onu kaldırıp şehre taşıdı. Bulut Şehri’nin kapısında, Pofuduk onu karşıladı. Pofuduk, Ela’ya gülümseyerek, “Merak etme, burası güvenli bir yer” dedi. Ela, ilk başta şaşırdı. Çünkü burada her şey pamuk gibi yumuşaktı. Yürürken ayakları bulutlara batıyordu.

Pofuduk, Ela’ya şehri gezdirmeye başladı. Önce, herkesin uyuduğu bir bulut odaya gittiler. Odada, yıldız tozu serpilmiş yataklar vardı. Her yatak, bir çocuğun uykusunu koruyordu. Sonra, bir lokantaya gittiler. Burada, gökkuşağı renginde şerbetler içtiler. Ama bir sorun vardı. Şehrin enerjisi bitmek üzereydi. Meğer, her gece çocukların mutlu rüyaları şehre enerji verirmiş. Ama son zamanlarda, birçok çocuk kabus görmeye başlamıştı. Bu yüzden şehrin ışıkları sönmeye yüz tutmuştu. Ela, bunu duyunca üzüldü. Pofuduk’a, “Peki, bu kabusları nasıl durdurabiliriz?” diye sordu. Pofuduk, başını iki yana salladı. “Bunu bilmiyorum” dedi.

O sırada, Ela’nın aklına bir fikir geldi. Çocukların kabus görmesinin sebebi, belki de karanlıktan korkmalarıydı. Ela, kendi yatağının altında sakladığı küçük bir feneri hatırladı. Bu fener, ona büyükannesinden kalmıştı. Fenerin içinde, sonsuz bir ışık yanardı. Ela, “Belki bu feneri çocukların odalarına koyarsak, kabuslar kaçar” dedi. Pofuduk, bu fikri çok beğendi. Hemen, şehrin postacısı olan bir güvercin çağırdılar. Güvercin, feneri alıp dünyadaki tüm çocukların odalarına götürdü. O gece, her çocuk fenerin yumuşak ışığında uyudu. Kabuslar yerini tatlı rüyalara bıraktı. Güneş doğarken, Bulut Şehri yeniden parlamaya başladı. Pofuduk, Ela’ya dönüp, “Sen olmasaydın, şehrimiz yok olacaktı” dedi. Ela, mutlulukla gülümsedi. Ama aklında hâlâ babası vardı.

Pofuduk, Ela’nın üzüntüsünü fark etti. Ona, “Merak etme, seni evine götüreceğiz” dedi. Şehrin en yaşlı bulutu, onları bir rüzgârla aşağı indirdi. Ela, gözlerini açtığında, evinin bahçesinde yatıyordu. Babası, onu yanaklarından öpüyordu. Ela, başına gelenleri anlattı. Babası, önce inanmadı. Ama Ela’nın elindeki küçük bir bulut parçasını görünce şaşırdı. O günden sonra, Ela her gece Pofuduk’u rüyasında gördü. Beraber, bulutlardan yeni oyuncaklar yaptılar. Ve Bulut Şehri, sonsuza dek parlamaya devam etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu