Göl Kenarında Gümüş Işıklı Bir Gece Masalı


Gölün kenarında minik bir tavşan yaşarmış. Adı Pırıltı’ymış. O gece gökyüzünde ay o kadar parlakmış ki gölün yüzeyi gümüş bir aynaya dönüşmüş. Pırıltı, uyumak yerine penceresinden dışarı bakıyormuş. Anneleri ona “Hadi yavrum, uyku vakti,” demiş. Ama Pırıltı’nın gözleri göldeki ışıltılardan başka bir şey görmüyormuş. “Anne, suyun içinde bir yıldız var!” diye fısıldamış.
Merakına yenik düşen Pırıltı, sessizce dışarı çıkmış. Patileri yumuşak çimlere basarken hiç ses çıkarmıyormuş. Göle yaklaştıkça gümüş ışığın dans ettiğini görmüş. Küçük bir balık suyun yüzeyine çıkmış. “Merhaba Pırıltı,” demiş balık. “Bu gece özel bir gece. Ay dede gölümüze gümüş tozları serpiyor.” Pırıltı şaşkınlıkla balığa bakmış. “Gerçekten mi?” diye sormuş. Balık başını sallamış ve suyun altına dalmış.
Tam geri dönecekken bir ses duymuş. Sazlıkların arasından küçük bir ateş böceği çıkmış. Kanatları gümüş ışıkla parlıyormuş. “Beni takip et,” demiş ateş böceği. Pırıltı onu izlemiş. Birlikte gölün etrafındaki söğüt ağacının altına varmışlar. Orada minik bir sandal varmış. Sandalın içi gümüş yapraklarla doluymuş. Ateş böceği, “Bu yapraklar dilek taşır,” demiş. “Her biri bir gece masalı anlatır.” Pırıltı bir yaprağı eline almış. Yaprak hafifçe titremiş ve içinden tatlı bir ninni yükselmiş.
Gözleri yavaşça kapanmaya başlamış. Tam o sırada annesi gelmiş. “Buldum seni,” demiş gülümseyerek. Pırıltı kucaklanmış. Eve dönerken başını annesinin omzuna koymuş. Göl hâlâ gümüş ışıklarla parlıyormuş. Ama Pırıltı artık o ışığın sırrını biliyormuş. O gece rüyasında gümüş bir sandalla gölde süzülmüş. Etrafında dans eden ateş böcekleri varmış.



