Genel

Uykudan Önce Ay Işığında Anlatılan Sevimli Hikaye

Uykudan Önce Ay Işığında Anlatılan Sevimli Hikaye

Bir varmış, bir yokmuş. Yıldızların en parlak olduğu, ayın ışığını usulca yeryüzüne bıraktığı bir gecede, küçük bir tavşan uykusuzluk çekiyormuş. Bu tavşanın adı Pamuk’muş. Pamuk, yumuşacık yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyormuş. Gözlerini kapatıyor, bir ikiye kadar sayıyor, sonra hemen açıyormuş. Ne kadar uyumak istese de bir türlü uykusu gelmiyormuş. Odası öyle sessizmiş ki, sadece saatin tik takları duyuluyormuş. Ama bu sesler onu hiç rahatlatmıyormuş. Tam o sırada, penceresinden içeriye bir ay ışığı süzülmüş. Işık, minik bir yol gibi odasının zeminine düşmüş. Bu ışık o kadar yumuşak ve güzeldi ki, Pamuk dayanamayıp yataktan kalkmış. Küçük patileriyle bu ışıklı yola basmış. Her adımda ışığın onu nereye götüreceğini merak ediyormuş. Ay ışığı, odasının duvarından aşağıya, sürgülü dolabının yanına kadar uzanıyormuş. Pamuk, dolabın kapağını açtığında içinde eski, tozlu bir kitap bulmuş. Kitabın kapağında minik bir ay resmi varmış. Kitabı alıp yatağına dönmüş. Sayfalarını çevirmeye başladığında, sayfalardan birinde bir harita görmüş. Bu harita, ayın altındaki gizli bir ormanı gösteriyormuş. Haritada, ormanın içinde bir göl, gölün kenarında da küçük bir ev işareti varmış. Pamuk’un kalbi heyecanla atmaya başlamış. “Acaba bu evde kim yaşıyor?” diye düşünmüş. Tam o sırada, haritanın üzerindeki ay resmi hafifçe parlamış. Pamuk gözlerini ovuşturmuş. Bir de ne görsün? Harita canlanmış! Küçük bir ışık topu haritanın üzerinden fırlamış ve odanın içinde dönmeye başlamış. Bu ışık, Pamuk’a yol gösteriyormuş. Pamuk, hiç düşünmeden ışığın peşinden gitmiş. Işık onu odasının kapısından dışarıya, koridora, sonra da bahçeye çıkarmış. Bahçede, ay ışığı altında her şey gümüş rengine bürünmüş. Çiçekler başlarını sallıyor, çimenler hafifçe dalgalanıyormuş. Işık, bahçenin sonundaki eski söğüt ağacına doğru ilerlemiş. Ağacın köklerinin arasında, daha önce hiç fark etmediği minik bir kapı varmış. Kapı, bir tavşanın sığabileceği büyüklükteymiş. Pamuk, kapıyı aralamış. İçerisi karanlık değil, tam tersine yumuşacık bir ışıkla aydınlanıyormuş. Kapıdan geçince kendini dev bir ormanda bulmuş. Ama bu ormanın ağaçları şeker kamışından, yaprakları ise pamuk şekerdenmiş. Yerlerde minik, parlak taşlar varmış. Bunlar aslında uyku böcekleriymiş. Her biri, dokunduğu yere tatlı bir uyku getiriyormuş. Pamuk, bu büyülü ormanda yürürken bir ses duymuş. “Hıçkırık!” diye bir ses. Ses, bir çalılığın arkasından geliyormuş. Pamuk merakla yaklaşmış. Çalılığın arkasında, minik bir kirpi oturuyormuş. Kirpinin gözleri dolu doluymuş. “Neden ağlıyorsun?” diye sormuş Pamuk. Kirpi, “Ay ışığından düşen bir yıldızı kaybettim,” demiş. “Onu bulup tekrar gökyüzüne koymam gerekiyor. Yoksa gece hiç bitmeyecek.” Pamuk, kirpinin üzüntüsüne çok üzülmüş. “Merak etme,” demiş, “sana yardım ederim.” İkisi birlikte yola koyulmuşlar. Ormanın içinde ilerlerken, konuşan bir mantar görmüşler. Mantar, onlara yol tarif etmiş. “Yıldız, Gözyaşı Gölü’nün ortasında bir nilüfer yaprağının üzerinde duruyor,” demiş mantar. Ama göle ulaşmak için önce Fısıldayan Mağara’dan geçmeleri gerekiyormuş. Mağaranın içi karanlıkmış ama duvarlarda binlerce küçük kelebek uyuyormuş. Pamuk ve kirpi, kelebekleri uyandırmamak için parmak uçlarında yürümüşler. Mağaranın sonunda, ay ışığının altında parlayan bir göl görmüşler. Gölün tam ortasında, büyük bir nilüfer yaprağı varmış. Yaprağın üzerinde, minik bir yıldız parıldıyormuş. Ama gölün suyu çok derinmiş ve yüzmeyi bilmiyorlarmış. Pamuk, etrafına bakınmış. Yakınlarda bir ördek ailesi uyuyormuş. En büyük ördek, onların sesini duymuş. “Sizi karşıya geçirebilirim,” demiş ördek. Pamuk ve kirpi, ördeğin sırtına binmişler. Ördek, usulca yüzmüş ve onları nilüfer yaprağına ulaştırmış. Kirpi, yıldızı dikkatlice almış. Yıldız, sıcacık ve hafifmiş. Kirpi, yıldızı gökyüzüne fırlatmış. Yıldız, bir ok gibi yükselmiş ve tam da ayın yanındaki yerine oturmuş. O anda gökyüzü daha da aydınlanmış. Tüm orman, altın rengi bir ışığa bürünmüş. Kirpi çok mutlu olmuş. “Teşekkür ederim Pamuk,” demiş. Pamuk, bu maceradan çok keyif almış. Ama gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamış. O kadar yorulmuş ki, ay ışığının altında, yosunların üzerine uzanmış. Kirpi, üzerine minik bir yaprak örtmüş. O sırada, uyku böceklerinden biri Pamuk’un burnuna konmuş. Pamuk, derin ve huzurlu bir uykuya dalmış. Rüyasında bile bu tatlı macerayı yaşıyormuş. Sabah olduğunda, Pamuk kendini kendi yatağında bulmuş. Üzerinde hâlâ o eski kitap duruyormuş. Ama kitabın sayfaları boşmuş. Harita kaybolmuş. Sadece, parmaklarının arasında minik bir, parlak bir toz tanesi kalmış. O toz, belki de bir uyku böceğinin hediyesiymiş. Pamuk, o geceyi asla unutmamış. Her gece, ay ışığını gördüğünde, gözlerini kapatıp o büyülü ormanı hatırlıyormuş. Ve en önemlisi, bir arkadaşa yardım etmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu öğrenmiş. Artık uykusu geldiğinde, gözlerini kapatıyor ve hemen o tatlı rüyalara dalıyormuş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu