Minik Ayıcığın Dilek Ağacıyla Tanışması


Bir varmış bir yokmuş. Ormanın en sevimli köşesinde, minik bir ayıcık yaşarmış. Bu ayıcığın tüyleri bal rengindeymiş ve gözleri de fındık kadar kahverengiymiş. Bir gün, ormanda dolaşırken hiç görmediği bir ağaç görmüş. Bu ağaç diğerlerinden çok farklıymış. Dallarında rengarenk kurdeleler, küçük kağıtlar ve parlak taşlar sallanıyormuş. Ayıcık merakla ağaca yaklaşmış. Bu nasıl bir ağaç böyle? diye düşünmüş.
Tam o sırada, bir serçe konmuş dalına. Serçe neşeyle cıvıldamış: “Bu Dilek Ağacı, küçük dostum. Herkes buraya bir dilek getirir.” Ayıcık şaşkınlıkla etrafına bakınmış. Ağacın gövdesinde minik bir oyuk varmış. İçinde bir sürü parlak meşe palamudu duruyormuş. Ayıcık, patisiyle bir palamudu almış. Peki ben ne dileyeceğim? diye düşünmüş. Aklına ilk gelen şey, en sevdiği bal dolu bir kavanozmuş. Ama sonra vazgeçmiş. Belki de daha önemli bir şey vardır diye geçirmiş içinden.
O sırada yanına bir tavşan gelmiş. Tavşanın elinde küçük bir papatya varmış. Tavşan usulca fısıldamış: “Ben her gün buraya bir çiçek bırakırım. Ağacın bana verdiği huzur için teşekkür ederim.” Ayıcık, tavşanın sözlerini duyunca çok etkilenmiş. Dilek Ağacı’nın sadece bir şey istemek için olmadığını anlamış. Belki de en güzel dilek, sahip olduklarımız için şükretmektir. diye düşünmüş. Sonra minik patisini ağacın gövdesine koymuş ve içinden sessizce teşekkür etmiş. O günden sonra, ayıcık her sabah Dilek Ağacı’nı ziyaret etmeye başlamış. Bazen bir yaprak, bazen de bir gülümseme bırakırmış ağaca. Ve ağaç, her seferinde ona huzur dolu bir esintiyle karşılık verirmiş.



